İbrahim KARAHAN Kişisel İnternet Sitesi

Site 1. rengi

Site 2. rengi

Topbar rengi

Menü ikon

Menü hover

Menü arama

Footer rengi

Tasarım

“BU BANA DERT OLDU…”

29.06.2018
128
REKLAM ALANI
“BU BANA DERT OLDU…”

İBRAHİM KARAHAN: Bir Cuma Yazısı…
Bu millet öyle kolay millet olmadı…
Bu devlet öyle kağıt üzerinde kurulmadı…

“BU BANA DERT OLDU…”

…. Elazığ-Tunceli tren yolu ayrımı… Sessizlik hakimdir. Bir tren çekicisi ve bir de vagon rayların üzerinde beklemektedir. Tren çok g

İSTENEN PARAGRAFTAN SONRA ÇIKAN REKLAM ALANI - 1

izli şekilde güvenlikli olan alana çekilmiştir. Bu sırada uzun beyaz sakalı göğsüne inen, hırpani kıyafetli, sarıklı bir adam küçük adımlar atarak yürümektedir. Sırtlarında tüfek yapışık olan iki asker, koluna girmiş vaziyette trenin vagonuna doğru götürmektedirler. Vagonun kapısına varıldığında, adamın kolundan çıkarlar. Giriş kapısının önünde rütbeli bir subay ayakta beklemektedir. Kompartımanın en önünde koyu yeşil renkli masa vardır. Hemen yanındaki sandalyede bir adam oturmaktadır…
O kişi Mustafa Kemal Atatürk’tür… Masanın üzerindeki kül tablasındaki sigara duman püskürtmektedir. Kederli, dertli, düşünceli… Ortam yoğun kasvete mahkumdur…
Vagona alınan adam uzun uzun bakar. Atatürk’ü görür görmez yüzü iyice düşer…Emir subayı dikkatle ikisini izlemektedir. Atatürk’ün başıyla işaret vermesiyle birlikte emir subayı eliyle yol gösterince adım atmaya başlar… Masanın başına kadar ona refakat eder. Atatürk, bir kaç adım daha yakınına yaklaşan adama bakar. Başıyla işaret ettiği ve eliyle gösterdiği sandalyeye oturmasını ister. Ancak o iki eli önünde bağlı vaziyette ayakta kalmayı tercih eder. Bir kaç saniye geçer geçmez dudağından kelimeler dökülür…

“NİÇİN?”

“Kardeşine vekillik verdik. Size devletin imkanlarını sunduk. Devlet olarak güvence verdik. Oysa sen milleti isyana teşvik ettin. Ayaklanmanın önünde yer aldın. Askerlerimizi şehit ettin”
Adam suskunluğunu ve sessizliğini korur. Çatık kalın kırlaşmış kaşlarının altında yaşına nispetle hareketli olan gözleri bir kaç saniyeliğine dalgınlığa teslim olmuştur.
“Niçin?” diye gür bir ses kulağında çınlar…
Adamın çenesi gayri ihtiyari oynar…
“Siz bana verdiğiniz sözleri tutmadınız!…”
Hangi söz? Topraklarımızın bölünmesini mi istiyorsunuz? Buna izin vereceğimizi mi sanıyorsunuz. Burası hepimizin vatanı değil mi? Topraklarınızda serbestçe yaşamıyor musunuz? Devletimiz size imkanlar sunuyor. Niçin isyan ettiniz? Niçin ayaklanma çıkardınız?”
Adam bir süre sessiz kalır…
Yine de Atatürk kapıyı tamamen kapatmamıştır:
“Eğer özür dilerseniz…”
Adam kararlıdır, geri adım atmaz. Geriye çekilir ve “Özür dileyecek bir şey yok” diye karşılık verir. Ortam sessizliğe mahkum olur…Bunun üzerine Atatürk, başıyla işaret ederek, ‘alın götürün…’ der.
Emir subayının işaretini alan askerler ani hareketle yaşlı adamın koluna girer. Sırtı dönük vaziyetteyken ani bir dönüş yapan adam Atatürk’e şunları söyler:
“Siz sözünüzü tutmadınız bu bana dert oldu, ben de sizden af istemedim bu da size dert olsun!..”
Önüne dönen adam ağır adımlarla vagonun çıkışına doğru ilerler…Emir subayı da arkalarında yürür. O adam; isyancıların başı, devletine ihanet eden, mermi sıkanların başındaki aşiret reisi Seyit Rıza’dır…
Devletin varlık, yokluk mücadelesi verdiği, sınırlarını sağlama almaya çalıştığı, Hatay sorunuyla cebelleştiği o hassas döneminde, İngilizlerin hainliklerine alet olup, ihanet eden Kerkük ve Musul davamızda geri adım atmamıza sebep olan aşiret reisi Seyit Rıza…
Kendisini bekleyen sona ulaşır…

REKLAM ALANI
ETİKETLER:
BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.

Kitap dostlarıyla kültür yürüyüşümüz devam ediyor... @ İbrahim KARAHAN